Logo
Bu sayfayı yazdır

Türkiye'nin amazonları

Türkiye'nin amazonları

Çizdikleri imajları ve duruşlarıyla erkek egemen dünyaya isimlerini altın harflerle kazıdılar. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için Türkiye'de ve iş dünyasında kadın olmayı kendi kalemlerinden dökülen cümlelerle anlattılar. İşte Türkiye'nin amazonlarının Hafta Sonu Dergisi'ne özel yazdıkları mektuplar

H.Anıl ÇIRPAN, Nuriye KIRMA  

 

Nilüfer


‘Bir çıkış yolu hep vardır’

Müzik dünyasının en sevilen seslerinden Nilüfer, kadın gibi müthiş bir madenin cevherinden yararlanmak gerektiğini söylüyor ve zorlu bir yol olmasına karşın bir çıkış yolunun hep var olduğunun altını çiziyor


niluufer20150306-2

 

“Kadın çok güçlü bir varlık. Duygusal derinliği, zekası, yapıcılığı ile bir kere her şeyden önce denge unsuru… Zaten daha aktif olmasına izin verilse, bugün dünyanın ve ülkemizin başına dert olan birçok sorunu tartışmayacağız bile”

Türkiye’de ve ‘iş dünyasında kadın olmak’ diye bir konunun masaya yatırılması dahi meselenin özünü açıklıyor aslında… Kadının iş dünyasına, sosyal hayata katabileceklerini hatırlatmaya çalışmak bile üzücü aslına bakacak olursanız. Bunları çoktan geçmiş olmamız gerekiyor. Bu çağda bile aşılamamış bir algı sorunu ile mücadele ediyoruz kadının yeri konusunda. Bırakın iş dünyasındaki kadını, evdeki, sokaktaki kadının bile yeri konusunda bir eşitlik zemini kurulamadı. Belki Türkiye’ye göre daha iyi bir durumda ama bunun dünyada da çok farklı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü meselenin özü, kadın ve erkeğin arasındaki fiziksel eşitsizliğin yanlış yorumlanıyor olması. Kadının yaradılışından kaynaklanan ve sadece fiziksel açıdan olan kırılganlığı, erkek algısında onu güçsüz bir varlık gibi gösteriyor hala. Kadını değerlendirirken doğadaki güç dengesi ile değerlendiriyoruz. Ama şunu unutuyoruz ki insan başka vasıfları ile ayrılıyor doğadaki diğer tüm canlılardan.

‘CEVHERDEN FAYDALANILAMIYOR’

Fiziksel olarak güçlü olanın hayatta kaldığı orman kanunları sosyal yaşama uygulanamaz. Bu kemikleşmiş algıyı kırmadıkça, bu mücadeleyi vermeye devam edeceğiz gibi görünüyor. Kadın ne ezilmesi ne de ekstradan korunması, sakınılması gereken bir varlık olmalı bugünün dünya koşullarında artık… Çünkü korunma da kadının kapasitesini yok sayan, başka bir gizli baskılama türü… Bir süre sonra kadın üzerinde hak görmeye, koruma zihniyeti ile hapsetmeye kadar varabiliyor. Kadın, iş hayatından soyutlanabiliyor ya da iş hayatındaki ‘erkek işleri’ne karıştırılmıyor. Fikri, yaratıcılığı, becerileri belli çaptaki işlerle sınırlanıyor. Kadın gibi müthiş bir madenin cevherlerinden faydalanılamıyor.

‘KADIN ÇOK GÜÇLÜ BİR VARLIK’

Kişisel yaşamımda, bu algı sorununun etkilerini elbette, çalışan birçok kadın gibi ben de yaşadım. İş hayatında olan bir kadının mücadelesine bir de kamuoyunun önünde olan bir kadının mücadelesi eklendi üstelik. Özellikle de bizim gibi muhafazakar zihniyetteki toplumlarda, bizim işimizi yapabilmek, çok daha fazla çalışmak ve mücadele etmek anlamına gelebiliyor. Neyse ki bu alanda doğru şekilde varlık göstermek de imkansız değil. Kadın çok güçlü bir varlık. Duygusal derinliği, zekası, yapıcılığı ile bir kere her şeyden önce denge unsuru… Zaten daha aktif olmasına izin verilse, bugün dünyanın ve ülkemizin başına dert olan birçok sorunu tartışmayacağız bile.

‘İÇİMİZE SÜPER GÜÇ YERLEŞTİRİLMİŞ GİBİ HİSSEDİYORUM’

Yine de her şeye rağmen karamsar değilim. Sanki fiziksel limitlerimize karşılık olarak, içimize ekstradan bir süper güç yerleştirilmiş gibi hissediyorum. Yeri ve zamanı geldiğinde, küllerinden doğabilecek, üstelik kendisi ile beraber etrafını da toparlayacak müthiş bir süper güç kadın. Bunu bize ve dünyaya sergilemiş nice kadın rol model var. Bu insanların hepsini dinlediğinizde hepsinin kişisel mücadele öykülerinin olacağından eminim. Demek ki yine de mümkün… Demek ki hep bir çıkış yolu var. Zorlu bir yol evet ama şu an zor durumda olan hiçbir kadının kendini köşeye sıkıştırılmış hissetmesini istemiyorum. Tüm kadınlardan ricam kendi yollarının ve iç güçlerinin farkına varmaları… Hiçbir insan yapısı engel, yaradanın bize bahşettiği güçten üstün olamaz.




Filiz Akın

filizakin20150306-1

‘Güçlü ve umutlu olalım’

Yeşilçam’ın en özel isimlerinden Filiz Akın, sinema sektöründe ve Türkiye’de kadın olmanın anlamını sorgularken kadının sadece analık vasfıyla değil, zekası ve üreticiğilinin de katıldığı, kadınla erkeğin el ele verdiği bir toplumla ilerleme sağlanabileceğini vurguluyor

“Bilhassa kadına şiddet ve vahşet konusunda çok dertliyiz, çok canımız yanıyor. Belki de ‘ÖZGECAN’ adını vereceğimiz bir projeyle bize destek verecek erkeklerle işbirliği yaparak; kısa, orta ve uzun vadede yapılması gerekenleri araştıran bir platform oluşturmalıyız”

Yaşam kadın ve erkek üzerine kurulur. Bilimsel olarak kadının XX, erkeğin XY olarak ifade edildiğini düşünürsek; doğada nesillerin devamı için en önemli rolü üstlenmiş olandır diyebiliriz. Çünkü nesli devam ettirecek olan canlıyı taşıyan, dünyaya getiren odur. Erkeğin savaş, rekabet, güç arayışına karşılık koruyucu, şefkatli, estetik anlayışı ve duygusal zekasının üstünlüğüyle hayata güzellik katan taraftır. Asırlar boyu erkek egemen toplumda bastırılmış olmasına rağmen modern dünyada aklıyla, zekasıyla, bilgisi ve yetenekleriyle öne çıkmakta ve yerini almaktadır. Gelişmiş ülkelerde gördüğümüz gibi sadece analık vasfıyla değil, kadının zekası ve üreticiliğinin de katıldığı, kadın ve erkeğin el ele verdiği toplum ilerleme almaktadır.

‘SİNEMA SEKTÖRÜNDE KADIN OLMAK…'

Başlangıçta seyirci çoğunluğun erkek olduğu dönemlerde, erkek hikayeleri, avantür filmlerle (Ayhan Işık gibi) erkek oyuncular biraz daha önemliydi. Zamanla kadın seyircinin evden çıkmasıyla başka eğlence pek olmadığı için sinema tiryakiliğiyle beslenen, gelişen, çok sayıda üretime geçen sinemada kadın hikayeleri önem kazandı ve biz o dönemde starlaştık. Zorluk olarak çalışma sürecinde sadece birkaç kostüm değiştiren erkeğe karşılık biz çok kısa zamanda saçımızı, makyajımızı kendimiz yapmak, değişik kostümler giyip saatlerce topuklu ayakkabılar üstünde durmak zorundaydık. Gecesi, gündüzü olmayan o yoğun çalışma temposuna ayak uydurmak kolay değildi. Başta yapımcılar olmak üzere film ekibinin neredeyse tamamı erkek olan bir ortamda yanında annesi olan veya arkasında bir erkek olan kadınlar kendilerini daha korunaklı hissediyordu.

‘KADINI BAŞARIYA EĞİTİM GÖTÜRÜR’

Daha fazla eğitim, kendi aralarında dayanışmayla daha güçlü ve görünür olmak… İşte kadını başarıya bunlar götürecektir. Ülke yönetiminde kadınları gözetecek kanun ve düzenlemeler için parlamentoda daha çok sayıda yer alabilmek gerekir. Eğer beni başarılı buluyorsanız, bunu etrafımdaki ve dünyadaki başarı örneklerini araştırmam ve devamlı oyunculuğumu geliştirme gayretlerine, birkaç tane çok iş yapan, birkaç tane de festivallere katılan projelerde oynama gayretime ve bu şansı elde etmiş olmama bağlıyorum. Bence en büyüleyici faktörlerden birinin de şans olduğunu söyleyebiliriz.

‘KADIN OLMAK ZOR’

Dünyada ve Türkiye’de kadın olmak zor. Bilhassa kadına şiddet ve vahşet konusunda çok dertliyiz, çok canımız yanıyor. Belki de ‘ÖZGECAN’ adını vereceğimiz bir projeyle bize destek verecek erkeklerle işbirliği yaparak; kısa, orta ve uzun vadede yapılması gerekenleri araştıran bir platform oluşturmalıyız. Sosyolog, psikolog, akademik çevre, öğrenciler, medya mensupları, din adamları ve toplumu etkileyen şöhretlerle birlikte devamlı bir çalışma grubuyla çözüm arayışı içinde olmalıyız diye düşünüyorum.

‘OYUNCU KADIN'

Yeşilçam denen bizim dönemimizde sosyal içerikli, sanatsal ağırlığı olan filmler hariç çoğunluğu daha masalımsı, daha çok ev kadınlarının kaçacağı bir hayal dünyasını yansıtıyordu sanki... O dünyada sıkıntılarından arınıp, özledikleri romantizm ortamında güzel kızların yerine koyup aşklar yaşıyorlar veya melodramlarda kendi yaşamlarında içlerinde biriken gözyaşlarını döktükleri bir büyülenme alanı oluşuyordu. Daha sonra Müjde Ar’larla başlayan dönemlerde kadının cinsiyeti, kişiliği, kimliği, kavramı daha yerine oturdu ve gitgide daha gerçek daha bizden hikayelerle (Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes Film Festivali’nde büyük ödülü alması gibi) pek çok festivalde ödül alan bir başarı hikayesine dönüştü. Yeşilçam’ın uzantısı ve daha gelişmişi gibi görünen diziler ise gösterildiği ülkelerde rekorlar kırarak toplumun çok büyük ilgisini kazandı. Geçmiş dönemin bu ustalığa katkısı olduğunu, bugünkü işleri etkilediğini sanıyorum. Kadınlar hep öncü ve yenilikçi oldu. Güçlü ve umutlu olalım. Kadınlar Günü kutlu olsun…




Şirin Payzın


sirinpayzin20150306-1


‘Bu ülkenin kadınlarına güveniyorum’

Ölümler, işkenceler, şiddet karşısında daha güçlü olabilmek için başarı hikayelerine ihtiyacımız var ama şiddet haberlerinden bunları göremediğimizi söyleyen gazeteci ve haberci Şirin Payzın, gelecek için umut dolu

“Genç stajyerlerime bakıyorum, pırıl pırıl onlar... Arkadan gümbür gümbür geliyorlar. Ben bu ülkenin kadınlarına çok güveniyorum”

Ot dergide okudum geçen gün, “Önce kadınlar ve çocuklar diye bağırmış olmalı biri. Bu kadar ölümün başka bir açıklaması olamaz” diye. Bunca eziyet, cinayet, şiddet haberleri ile sarsılıyoruz her gün. Kadınları konuşmak, şiddeti konuşmayı gerektiriyor çoğu kez. Başarı hikayelerini göremiyoruz bile. Oysa 14 yaş altı kız tenis milli takımımız Avrupa üçüncüsü oluyor mesela... Haftalar sonra şans eseri okuyoruz bir yerlerde. Şiddet haberlerini tarıyor gözlerimiz çünkü. O kadar daraldık. Oysa başarı öykülerine ihtiyacımız var; ölümler, işkenceler, şiddet karşısında daha güçlü olabilmek için. Daha fazla kadın yazara, sporcuya, çevre gönüllüsüne, insan hakları savunucularına, matematik şampiyonlarına, şarkı söyleyene, dans edene, özgürce fikrini savunan kadınlara ihtiyacımız var.

‘ÜRETEN KADINI DESTEKLEMELİYİZ’

Üreten, düşünen, mücadele eden kadınları desteklemeli, birlikte yürümeli ve en önemlisi güç birliği oluşturmalıyız. Kadınlardan oluşan dev bir zincire ihtiyacımız var her şeyden daha fazla. Ve bu zincir asla tek bir renk, tek bir ses, tek bir duruş , tek bir hayat biçimi, tek bir inanıştan oluşmamalı. “Ne olursan ol ama kadınlar için el ele vermeye gel” dememiz gerekiyor. ‘Başımıza icat çıkaracak’ kadınlara ihtiyacımız var. Ben kadın gazeteci, haberci olarak çok çalışarak başarmaya çalıştım. Benim gibi çok çabalayan, çok çalışan, çok uğraşan pek çok kadın tanıyorum ve bazen “Neden daha güçlü çıkmıyor sesimiz?” diye düşünüyorum. Genç stajyerlerime bakıyorum, pırıl pırıl onlar... Arkadan gümbür gümbür geliyorlar. Ben bu ülkenin kadınlarına çok güveniyorum. Yaptığım kadın projelerinde de görüyorum. “Kadın olarak çok mağdur oldum” cevabı vermeyeceğim. Çünkü bütün mağduriyetlerin altından kalkacak cesaretimiz ve gücümüz var.

‘GÜN KADINLARA GÜÇ VERME GÜNÜ’

Öyle güçlü kadınlar gördüm ki, anneler, nineler, gencecik kadınlar ve neler başarıyorlar. Bizlerin sızlanmaya hakkı yok. Gün kadınlara güç verme günü. “Onlar bizden, şunlar bizden” değil. Ayrımı yapmadan daha güçlü bir gelecek için mücadele etmemiz gerekiyor. Hayatını işkencede, şerefsiz katiller yüzünden, savaşlarda, katliamlarda, tecavüzlerde ya da iş kazalarında kaybeden bütün kadınlar için bunu başarmak zorundayız. İnat eden, mücadele eden, duruşundan asla taviz vermeyen bütün kadınlarla birlikte bu yıl 8 Mart Kadınlar Günü bütün aslan yürekli kadınlarımıza armağan olsun.




Ayşe & Ece Ege

Ayse Ece20150306-1asp

Dice Kayek markasıyla Türk modasını yurt dışında da temsil eden başarılı modacı kardeşler Ayşe ve Ece Ege, sektörlerinde kadın olmanın zorluğunu anlattı. Ege kardeşler, kadını başarıya çalışmanın götüreceğinin altını çiziyor

“Kadın tasarımcılar, kadınları daha iyi anladıkları, kompleksleri, arzuları, duygularını daha iyi hissettikleri için son yıllarda daha başarılı işlere imza atıyorlar ve özellikle dünyadaki kadın tasarımcıların yükselişte olduklarını görüyoruz”

Kadın olmanın toplumdaki önemi, her şeyden önce çocukların ilk eğitimini vermek ve gelecek nesillerin yetişmesini sağlamakla başlar. Moda sektöründe kadın modacı olmak çok zor. Bu, herkesin bildiği bir gerçek… Son derece fedakarlık gerektiren moda dünyası, kadının özel hayatına, ailesine çok da fazla vakit ayırmasına olanak vermeyen bir meslek. Dolayısıyla kadınların kariyer ve aile arasında karar vermesi gereken zor bir karar modacı olmak... Bu da kadınların genellikle özel hayatları ve ailelerini seçmeleriyle sonuçlanıyor. Ancak kadın tasarımcılar, kadınları daha iyi anladıkları, kompleksleri, arzuları, duygularını daha iyi hissettikleri için son yıllarda daha başarılı işlere imza atıyorlar ve özellikle dünyadaki kadın tasarımcıların yükselişte olduklarını görüyoruz.

‘SOSYAL HAYATTA SORUNLAR ÇOK’

Peki Türkiye’de kadın olmak nedir diye soracak olursanız… Türkiye’de kadın olmak hala çok zor. Eğitimin genel olarak yetersiz kaldığı Türkiye’de kadınlar hala sosyal hayatta birçok sorunla karşılaşıyor. Erkek egemenliğinin hala çok hissedildiği toplumlarda kadınlara gereken saygının gösterilmediğine ve önem verilmediğine inanıyoruz. Avrupa’da sosyal hayatta kadının yeri bir nebze daha ileride. Eğitimin düzeyinin ve kalitesinin topluma daha eşit sağlandığı Avrupa’da durum tabii ki kadınların lehine. Kadının toplumdaki yeri ve önemi çok daha fazla. Kadına gösterilen saygı gözle görülür derecede. Kadınların kariyerlerinde yükselebilmesi çok daha kolay. Bu derece ileri gitmiş toplumlarda bile yine kadın-erkek eşitliğinin istenilen derecede olmadığını görüyoruz. Kadını başarıya götürecek olan şey ise çalışmaktır… Her şeyden önce çok çalışması, azmi ve inancıdır…




Naz Aydemir Akyol

nazakyol20150306-1


‘Zorlukları aşmak bizim elimizde’

Türkiye A Milli Takımı Voleybolcusu Naz Aydemir Akyol, kadın-erkek cinsiyet ayrımının belki de en az yapıldığı bir meslekte, spor dalında başarıdan başarıya koşuyor. Aydemir Akyol, kız çocuklarını spora daha çok yönlendirmek gerektiğini söylüyor

“Yaşanan zorluklar, üstesinden gelinen engeller, kadın ya da erkek cinsiyet ayırmaksızın aynıdır. Sporu güzel kılan şeylerden biri de bu bence. Cinsiyet ayrımı minimum düzeydedir sporda”

Türkiye’de kadın olmak denilince aklıma sadece spor, sanat, iş dünyası, kurumsal hayat gibi kendi alanlarında birbirinden başarılı hemcinslerimin gelmesini isterdim. Ama maalesef aynı anda küçük yaşta evlendirilen çocuk gelinler, her tür şiddet ve tacize maruz kalan kadınlar, geri kalmış bir zihniyetle eğitim almaları engellenen genç kızlarımız da geliyor. Eğitimi, mesleği ne olursa olsun ev işçisi olarak görülen, namus kavramının kadının üzerinden anlatıldığı, çoğu zaman kendileriyle ilgili kararların bile erkekler tarafından alındığı bir ülkede yaşıyoruz.

‘KADIN DAYANIŞMASI ŞART’

Türkiye’de kadın olmak gerçekten çok zor. Ancak bu zorlukları aşabilmek de yine biz kadınların elinde. Bunun için de kadın dayanışması şart. Ben mesleğim gereği kadın dayanışmasını en çok yaşayanlardan biriyim diyebilirim. Birbirinden farklı kültürlerde yetişmiş olsak da, hiçbir ortak zevkimiz, ortak yanımız olmasa da, aynı amaç, aynı hedef uğruna omuz omuza mücadele etmenin verdiği takım ruhuyla, yeri geldiğinde birbirimizin arkasını kolladığımız, hatalarını telafi ettiğimiz çok güzel bir dayanışma örneğidir bizimki. Kamplar yüzünden, birbirimizi ailelerimizden bile daha çok görüp, zaman zaman söylenip, bunalsak da çok büyük fedakarlıklarla çalışmaktan asla vazgeçmiyoruz.

‘KADIN SPORCULAR DAHA BAŞARILI’

Spor belki de kadın-erkek olarak bakıldığında dünyada birbirine eşite en yakın tek alan. Yaşanan zorluklar, üstesinden gelinen engeller, kadın ya da erkek cinsiyet ayırmaksızın aynıdır. Sporu güzel kılan şeylerden biri de bu bence. Cinsiyet ayrımının minimum düzeyde olması… Şunu gururla söyleyebilirim ki; ülkemizde kadın sporcularımız erkek sporculara kıyasla çok daha başarılı. Bu nedenle dileğim daha çok kız çocuğunun sporun herhangi bir branşına yönlendirilip, ülkemizin aydınlık yüzleri olmalarıdır.

HABER HAFTA SONU DERGİSİ 09/2015 SAYISINDA...


Ortam

Hafta Sonu Dergisi © www.haftasonu.com.tr Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.