Menu

‘Huzur Sokağı’ seti huzurun ta kendisi

Sinem Öztürk, Kutsi, Selin Demiratar
Sinem Öztürk, Kutsi, Selin Demiratar
Haber içeriği
« Geri Hepsi İleri »

Nuriye KIRMA Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Fotoğraflar: Murat TAMAY Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

13032-haber2-1

‘Huzur Sokağı’ setinde Kutsi’yle konuştuk.


Yazar Şule Yüksel Şenler’in, yayınlandığı andan itibaren satış rekorları kıran kitabı ‘Huzur Sokağı’ romanının uyarlaması olan ve cuma akşamları atv ekranlarında izleyiciyle buluşan ‘Huzur Sokağı’ dizisinin setine konuk olduk. Başrollerini Kutsi, Selin Demiratar ve Sinem Öztürk’ün canlandırdığı dizide ‘Huzur Sokağı’ diye geçen yer, Sarıyer-Büyükdere’de gerçek yaşamın olduğu bir sokak. Yani dizi çekimleri için kurulmuş bir plato yok, aksine tüm çekimler gerçek yaşamın içinde yapılıyor. Sete ilk gittiğimiz an, oyuncusundan yönetmenine herkes müthiş bir misafirperverlik ve güleryüzle karşıladı bizi. Sette yoğun çalışma temposuna rağmen, öylesine huzurlu bir ortam vardı ki, adı gibi huzurlu bir ekip ‘Huzur Sokağı’ ekibi. Seti ziyaret ettiğimiz gün çekimler, dizide Hasan rolündeki Gökhan Mete ve Saadet rolündeki Güven Hokna’nın evinde yapılıyordu. Aynı zamanda Kutsi’nin ve Selin Demiratar’ın aralarında bulunduğu bir diğer ekip, okul çekimleri için İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’ndeydi. İki ayrı mekanda hızlı ve yoğun bir çalışma vardı. Dizideki Hasan ve Saadet’in evi olarak izlediğiniz iki katlı ahşap ev, 1900’lerin başlarında yapılmış olmasına rağmen evdeki tüm detaylar o kadar orijinal ki, o kendine has dekoru izlemeye doyamıyorsunuz. Dizide izlerken oldukça büyük görünen ev, aslında o kadar da büyük değil. Yani çekimlerinin farklı açılardan alınmasıyla öyle algılanıyor. Eve girdiğimiz dakikalarda İpek Özkök ve Güven Hokna’nın mutfakta sahnesi vardı. Gökhan Mete ve Sinem Öztürk ise yoğun çalışma temposundan yorgun düşmüş ve evin üst katında şekerleme yapıyordu.


13032-haber2-2

İpek Özkök ve Güven Hokna mutfak çekimlerinde eğlenceli anlar yaşadılar.


FANATİKLER SETİ ZİYARET EDİYOR
Çekimlerin yapıldığı Sarıyer’deki sokağa Türkiye’nin dört bir yanından dizinin fanatikleri oyuncularla tanışabilmek için geliyor. Oyuncular da, onları izleyen hayranlarının isteklerini geri çevirmeden, memnuniyet ve samimiyetle fotoğraf çektiriyor. O gün evde yapılan çekimlerde Gökhan Mete, Sinem Öztürk ve İpek Özkök’le oyunculuk sektörüne ve diziye dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Oyuncular, dizi sürelerinin 90 dakika olmasından dolayı çok uzun saatler çalıştıklarını ve çekimler sırasında yorgun düştüklerini söylediler. Başroldeki çocukluk arkadaşı Bilal’e platonik aşık olan, Şükran karakterini canlandıran Sinem Öztürk ise, hiçbir zaman, hiçbir koşulda Şükran kadar sabırlı ve güçlü olamayacağını vurguladı. Daha sonra evde yapılan çekimleri yarıda bırakıp okul çekimlerindeki Kutsi ve Selin Demiratar’ın aralarında bulunduğu ekibin yanına geçtik. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nde yapılan çekimler, öğrencilerin okulda bulunmadığı hafta sonlarında gerçekleşiyor. Dizide okul çekimlerinde izlediğiniz öğrenci kalabalığı tamamen yardımcı oyunculardan oluşmuş bir cast. Biz sete vardığımızda saat neredeyse akşam üzerini geçmişti ama oradaki ekip ve oyuncular sabahın erken saatlerinden beri çalışıyorlardı. Yani oyuncuların dizi sürelerinin kısaltılması konusundaki yakarışlarına hak vermemek elde değil. Oyuncu ve set çalışanı olmak gerçekten yapılan işe canla başla sarılmayı ve gönül koymayı gerektiriyor. Çünkü harcanan mesai saatleri çok uzun. Dizinin yönetmeni Şenol Sönmez, genç yaşına rağmen, şimdiye kadar oldukça başarılı projelere imza atmış. Sönmez, hikayenin özünün oldukça derin ve güzel olduğunu, tüm ekibin her hafta en iyi işi çıkarmak için büyük bir performansla çalıştığını söylüyor.


13032-haber2-3

Hasan, Saadet ve Şükran karakterlerinin yaşadığı ev, 1900’lerin başında yapılmış ve evin merdivenlerinin vidaları bile ahşap. Yani ev tamamen orijinal, ekip hiçbir dekor müdahalesinde bulunmamış.


‘Aşkın zoru, kolayı olmaz’
‘Huzur Sokağı’nın başroldeki oyuncularından şarkıcı Kutsi ile canlandırdığı Bilal karakterini ve dizi içerisinde bulunduğu aşk üçgenini konuştuk.

Bilal’i oynarken sizi en çok heyecanlandıran ve en beğendiğiniz yönü nedir?
Bilal karakteri çok donanımlı; ailesine bağlı, içinde sevgi barındıran, kimsenin arkasından konuşmayan, kimse için kötü bir şey düşünmeyen... Rehberi Mevlana olan biri. Hem üniversite okuyup okulunu bitirmeye çalışan hem de taksicilikle hayatını geçirmeye çalışan bir adam.

Siz de hayata ve insanlara karşı Bilal kadar iyi niyetli ve anlayışlı olabilir misiniz? Benzer yönleriniz var mı?
Ben de her şeye iyi niyetimle yaklaşırım, sonuçta iyilik kötü bir şey değil. İyi düşündüğün zaman iyi sonuçlar elde edersin. İyi olmak için çaba sarf etmiyorum, o insanın içinden gelen bir şey. Bilal karakterine bakıldığı zaman da öyle. Benzer yönüm var mı diye bir araştırma yapmadım, sonuçta o Bilal, ben Kutsi. Elbette ki her insanın iyi bir yanı vardır. Sonuçta iyi insan olmak kadar güzel bir şey yok ki hayatta.

13032-haber2-4KUTSİ (Bilal)


Şarkıcı Kutsi set aralarında sürekli kendi kendine şarkı mırıldanıyor!

Diziyi dışarıdan takip eden bir izleyicisiniz diyelim ki... Sizce Bilal-Feyza aşkı mı, yoksa Bilal-Şükran aşkı mı?
Şimdi hikayeye bakıldığı zaman tabii ki Feyza-Bilal aşkı. Ama Bilal’e bakıldığı zaman Feyza’yı çok büyük bir tutkuyla seviyor. Tabii ki Feyza da öyle. Ama Şükran’ın tarafından bakıldığında bir aşk var ve Bilal’in ona sadece arkadaş olarak baktığı söz konusu. Bugüne kadar beraber büyümüşler Şükran’la.

Dizide Feyza ve Bilal’in hayatları ve yaşam tarzları çok farklı. Sizce iki ayrı dünya, bambaşka hayatlar sadece aşk için bir bütün olabilir mi?
Zor ve kolayca ölçmeyelim onu. Çünkü bu bir aşk sonuçta. Aşkın zoru, kolayı olmaz. Bilal’in kendine göre bir maneviyatı var. Güne duayla başlayıp, eve gülümseyerek dönmeye çalışıyor. Feyza’nın nasıl bir hayat yaşadığı değil önemli olan. Bilal’in Feyza’ya olan aşkı.

Oyuncu değil de müzisyen olmanıza rağmen oynadığınız her dizi tutuyor ve reytinglerde en üst sıraları alıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Zaten benim çok fazla bir dizi geçmişim yok. Dört yıl süren bir ‘Doktorlar’ projesi vardı. O işin de çok iyi bir enerjisi vardı. Projenin samimiyeti ve ekip içerisindeki o enerjinin ekrana yansıması bizim için önemliydi. Ne kadar samimi olursan, o şekilde seyirciye yansıyor. Başka projeler de gelmişti ama bunu kabul ettim. Çünkü ‘Huzur Sokağı’ beni etkiledi.

Oyunculuk ve müzik iki farklı sanat dalı ve ikisi de yetenek gerektiriyor. Gördüğümüz kadarıyla ikisinin de yeteneği sizde mevcut. Bir sanatçı olarak sizce ikisi arasında nasıl bir geçiş var?
Oyunculuk yaptığım zaman tabii ki müzikal kimliğimle oyuncu kimliğim arasında yüzde 50 bir bölünme oluyor. Ama ben müzik adamıyım. Kafamın içinde her daim dönen bir gitar bestesi falan var. Müzik farklı bir şey. Onun önüne geçmiş durumda değil. Zaten müziğimi yıllardır yapıyorum. Şu anda da yapımcım Polat Yağcı ile çok güzel bir albüm hazırlıyoruz. Albüm 10-15 gün içerisinde çıkacak. Yaza doğru da üç şarkıdan oluşan yaz parçaları grubu var, onları da single olarak çıkaracağım. Geçen sene bu işe başladığımda albümden de bahsedecektim ama sonra bu dizi çıkınca birazcık askıya almak zorunda kaldım. Albümde de ince eleyip sık dokuduk. 15 gün diyorum ama ne olacağı belli olmaz çünkü ben rahat durmuyorum. Son dakika bir-iki şarkı sokuyorum.


13032-haber2-5Kutsi ve Şenol Sönmez set dışında da yakın arkadaşlar.


Müzisyenliğiniz oyunculuğunuzu etkiliyor mu?
Yok. Etkilediğini zannetmiyorum. Setten çıkıp stüdyoda sabahladığım çok olmuştur ama müzik hiçbir zaman gitmeyecek bir şey olduğu için çok farklı bir yerdedir o benim için.

Bir müzisyen olarak dizilerde ve sinema filmlerinde kullanılan müziklerin, projeyi seyirci üzerinde etkili kılmadaki rolü nedir?
Çok büyük. Müzik zaten tamamıyla ruh işidir ve ben dizi müziklerinde ve sinema filmindeki müziklerde bestecilik ve aranje yapan bütün arkadaşlara saygı duyuyorum. Biz sözleri besteliyoruz, onlar görüntüye beste yapıyorlar. Görüntüye beste yapmakta her şey çok önemli. Hani geçmişe bakıldığı zaman ‘Hababam Sınıfı’ filmlerinde rahmetli Melih Kibar’ın bir tane melodisi vardır. Onu eğlenceli ve hareketli sahnelerde hızlı çalar ve duygusal sahnelerde yavaş çalar. Zannedersiniz ki iki beste arasında dağlar kadar fark vardır. Ama aynıdır aslında.

Oyunculuk üzerine bir kariyer planlamanız var mı, yoksa şu anda yapmaktan keyif aldığınız için mi yapıyorsunuz?
Kariyer planlaması yaparak başlamadım bu işe. Sonuçta bu bir ekip işi. Tabii ki yeni projeler gelirse ve güzelse oynamak isterim. Müzik adına kalıcı olmaya çalışıyorum, bunun yanına oyunculuk da geldi o da bir duruştur sonuçta. O işi sevmekle alakalı, seviyorsan yaparsın. Ama ben oyunculuğu set içerisinde oynaya oynaya öğrendim.

Bilal çok hayırlı bir evlat. Sizin de bir kız çocuğunuz var. Büyükler der ya “Evladın olunca anlarsın”... Siz ne anladınız baba olmaktan? Neler öğretti babalık size?
Allah’ın bana verdiği en büyük hediyedir. Tek amacım babamın bana verdiklerini, öğrettiklerini ona verebilmek. Benim babama saygılı olduğum kadar aynı saygıyı kendi evladımdan görebileyim.


‘Diziyi izlemeden yorum yapıyorlar’
‘Huzur Sokağı’ dizisinin yönetmeni Şenol Sönmez, dizinin bu kadar sevilmesinin nedenlerini, başarısını ve ekibin işine nasıl canla başla sarıldığını anlatı...

‘Huzur Sokağı’ gibi izlenirliği yüksek bir işi yönetiyorsunuz. Proje size geldiğinde kabul etmenize sebep olan en önemli etken neydi?
Bir oyuncu için otizmli birini oynamak ya da anlatılmamış bir şeyleri anlatmak insanı heyecanlanıyor. Bu da anlatılmamış bir projeydi, üstüne çok fazla şey ekleyerek rahatça söylenilebilecek bir şey. Ama yaptığımız zaman direkt iddiasını belli eden bir şeydi. Zor görünen bir şeydi. Korkularla birlikte onun getirdiği heyecan ve zevkle karışık bir duygu. O duyguyla aslında kabul ettim. Sonu da güzel oldu. Anlatılmamış şeyi anlatmak hoş geliyor.

13032-haber2-6ŞENOL SÖNMEZ ‘Huzur Sokağı’ yönetmeni


Ortada bir aşk var; dizilerden buna alışkınız ama farklı olan, bir tarafın muhafazakar kesimden olması. Bu daha önce televizyonda çok denenmiş bir şey değil. Çekinceleriniz oldu mu hiç?
Biz bir kesime ait değiliz ve buradayız, oyuncularımız da öyle. Öyle bir açısı olduğunu düşünmüyoruz projenin. Hayatta olan bir şeyi anlatıyoruz. Bir kesim olmuyor ki, insan bir şeye inandığı zaman. İnanmış oluyor sadece. Türkiye’de ve İslam dininin yaygın olduğu bir yerdeyiz. Başka bir şey derdindeymişiz gibi oluyor. Hemen taraflara ve bir siyasal duruşa geçmek zorunda hissediyor insanlar kendilerini. Bunun siyasetle bir alakası yok. İnsanların hayatının içinden bir durum olduğunu düşündük bunun. Başaracağımıza inandık. Büyük oranda başardık da. Ama hala hiç izlemeden, kendi işine geleni söyleyenler var.

‘Huzur Sokağı’nı okumuş muydunuz?
Okumamıştım, varlığından haberim vardı sadece. Projeden sonra okudum. Algıda seçicilik var ya, öyle bir şey oldu. Kitabın adı geçtiğinde okuduğunu söyleyen insanları görünce, ne kadar çok okuyan varmış dedim. Ondan sonra içine girince daha da iyi anladım. O yüzden de heyecanımız daha fazla sürüyor hala.

Bir romanı diziye adapte etmek zor mu?
Aslında romanı adapte etmek kolay ama bu zor bir roman. Çünkü romanın en iyi çıkış noktası bir mahalle. Ve o mahalleye yapılan binaya gelen zenginlerle, o mahalledeki insanların iletişimi. Bizim bir mahalle yapıp içine bir apartman yapmamız, 2013’te çok mümkün değildi. Dönem dizisi olarak çekmediğiniz zaman o duyguları buraya taşımak çok zor oluyor. Çünkü gerçekten o döneme ait o kadar şey var ki.


‘Ben de babamı kaybettim’
Diziye sonradan katılan İpek Özkök, ekibin birbiriyle olan uyumunu ve Hacer karakterinin, kendi hayatıyla ilginç benzerliğini anlattı...

Oturmuş bir sisteme ve ekibe sonradan katılıp uyum sağlamak zor oldu mu?
Aslında o anlamda çok şanslıyım, çünkü sonradan katıldığım dizi çok eskiden olmuştu, onun haricinde hep oynadığım dizilerin en başından beri kadroda vardım. İlk olarak bir tedirginlik oluyor elbette ama ben bu kadar sıcakkanlı, adı gibi huzurlu bir set görmedim. Burada usta oyuncularla bir arada olmak, onlarla çalışmak, onların beni arasına kabul etmesi beni çok mutlu etti.

13032-haber2-7İPEK ÖZKÖK (Hacer)


Hacer karakterinin yaşadığı durum gerçekten çok üzücü. Siz neler düşünüyorsunuz?
Çok enteresan ben de babamı bundan beş yıl önce kaybettim ve beş yıldır aslında bu durumun içindeyim. Bu diziye girdiğimde de anneyi kaybetmiş ve babayı seneler sonra bulmuş birini oynuyorum. Bu durum çok benim içimde yaşayan biriydi. ‘Baba’ kelimesini beş yıl önce söylemeyi bıraktığımda yeniden ‘baba’ demek beni çok etkiledi ve o sahnelerde kendimi çok iyi ifade edebiliyorum. İlk başta Hacer’in nereye gideceğini, yönünü bilmiyordum ama yavaş yavaş onu çözmeye başladım. Onun tek derdi yıllar sonra bulduğu babası.

Diziyi izliyor muydunuz?
Her hafta izlemiyordum ama konuya hakimdim.

Şu an oynadığınız rolü oynamıyor olsaydınız, dizideki hangi karakteri canlandırmak isterdiniz?
Ben yine Hacer olmak isterdim.


‘Hiçbir zaman büyük ihtiraslarım olmadı’
Dizinin olgun ve ağır başlı karakteri Gökhan Mete’nin en büyük şikayetlerinden biri, eğitimsiz kişilerin sektörde çalışması...

13032-haber2-8GÖKHAN METE (Hasan)


Eskiyle şimdiki dönem arasında kıyaslama yaparsak, oyunculuk sektöründeki en büyük değişim hangi açıdan oldu?
Ben tiyatro kökenliyim. Eskiden sadece tiyatrodan ekmek yerdim. Ne zaman ki dizi ve televizyon çalışmaları başladı, tiyatrocuların da karnı doymaya başladı. İnsanca yaşamaya başladılar. Tiyatrocuların hayallerini gerçekleştirmeleri tiyatrodan kazanılan parayla imkansızdı. Benim kendi adıma hiçbir zaman büyük ihtiraslarım olmadı. Her zaman oyunculuk yapmayı hedefime koydum. Bir de dizi sektörü, oyuncuyu biraz daha kitlelere ulaştırıyor. Tüm ülkedeki, her şehirdeki insanların evine konuk oluyoruz. O yönden çok olumlu bir durum. Ancak piyasa olarak değerlendirirsek, eskiden oyunculara daha çok değer verilirdi ama şu anda böyle değil. Mesela bu ülkede konservatuvar diye bir şey var. Çocuklar dört-beş sene eğitim alıyor işsiz dolaşıyorlar ama iki-üç ay kurs gören insan oyuncu diye karşımıza çıkıyor. Yazık! Geçenlerde Haldun Dormen’e de, “Konservatuvar dört sene ama siz bir senede mezun ediyorsunuz ve onlar oyuncu oluyor” dedim. “Şekerim sistem böyle” dedi. Yani eskiden gerçek oyuncuya değer veriliyordu, fiziğe değil.

Canlandırdığınız rol için hiç muhafazakar kesimin yaşadığı bir çevreye ya da mahalleye gidip gözlem yaptınız mı?
Bu rol bana ilk geldiğinde “Hasan; oturaklı, mahallede sözü dinlenen, ağırbaşlı biri” dediler. Benim dedem aynı Hasan karakteri gibi bir adamdı. Camiye gider, hiçbir zaman sesi yükselmez. Ben de onun yanında büyüdüğüm için gözlemi çok önceden yapmıştım zaten. Bir avantajım daha var, bana diğer rollerimde de hep doğru düzgün, ağırbaşlı, sakin adam rolleri geldi. Bu da bana yardımcı oldu.

Hasan karakterinin size öğrettiği en önemli şey nedir?
Katkı olarak bana fazla bir şey getirmedi, çünkü normal hayatımda da Hasan’ın aynısıyım.


13032-haber2-9

Okul çekimleri hafta sonu yapıldığından ekip elektrik sobalarıyla ısınmaya çalışıyor ve okul büyüklüğünden dolayı çok soğuk.


‘Mantığımdan çok kalbimin sesini dinlerim’
Hiçbir zaman Şükran kadar güçlü olamayacağını söyleyen dizinin başrol oyuncularından Sinem Öztürk ile rolünü, karakterle benzer yönlerini ve aşkı konuştuk...

Bir önceki rollerinizle kıyasladığınızda Şükran rolünün sizin hayatınıza kattıkları neler?
Daha önce yine atv’deydim ‘Duvar’ dizisiyle. 10 bölüm kadar sürmüştü. Orada zengin bir kızı canlandırıyordum. Daha şımarık, yine iyi kalpli ama daha şımarık ve daha sosyal bir çevreye sahip bir kızdı. Daha sonra beş sene boyunca Gamze’yi canlandırdım ‘Arka Sıradakiler’de. O daha hırçın ve iyi kalpli bir lise öğrencisiydi. Şimdi Şükran bambaşka. Gerek aile yapısı, gerekse sosyal, kültürel çevre olarak daha farklı ama yine iyi kalpli bir karakter. Yine temiz, yine aşık bir kız. O açıdan çok farklı. Onu diğerlerinden ayıran asla başörtüsü değil. Çünkü insan sonuçta. Huyuyla, aşkıyla, merhametiyle, acısıyla bir insan. O yüzden ben daha çok Şükran rolü geldiği zaman, nasıl bir ailede büyüdüğüne, mahalleye karşı nasıl olduğuna, kendine, aşkına karşı duruşuna baktım. Sonra başörtü taktım ve çıktım. Yani başörtüsü Şükran’ı diğerlerinden ayıran özellik olmadı aslında.

13032-haber2-10SİNEM ÖZTÜRK (Şükran)

‘Huzur Sokağı’ olarak geçen sokak gerçekten adı gibi huzurlu. Herkes büyük bir sükunetle işini yapıyor.


Dizi oyuncularının hayranlarından şehir dışından bile gelenler var. Ekip gelenleri geri çevirmeden, fotoğraf ricalarını kabul ediyor

Bu geçişler size oyuncu olarak neler katıyor?
Aslında bence oyunculuk açısından kötüyü oynasam bambaşka bir karakter oynamış olurdum. Daha farklı, daha renkli bir yelpaze olurdu. Çünkü iyi insanın yapacağı şeyler çok sınırlı. Gülüyorsun, üzülüyorsun, içine kapanıyorsun, mutlu oluyorsun; özellikle Şükran gibi karakterlerin. Çünkü bir çılgınlık yapmıyor. Bağırmıyor, çağırmıyor, çıkışları yok. Kötü bir kadını oynasam bence oyunculuk açısından daha fazla renk katacak. Aslında bundan sonra öyle bir şey yapmak istiyorum. Çünkü artık o hüzünlü şeyi doldurduğumu düşünüyorum.

Daha önce gelmiş miydi bu tarz roller size?
Hayır. Gelmiyor. Bana hep “Sende çok hüzünlü, masum bir ifade var” diyorlar. Ama aslında masumlardan korkacaksın! Şimdi fettan suratlının oynamasına gerek yok ki zaten. Böyle bir baksın, fettan işte. Olmayanın altından bir şey çıkarmak lazım. Bence yapımcılar korkak o konuda.

Role hazırlanma süreciniz nasıl oldu?
Senaryoyu okuduktan sonra bayağı bir düşündüm; daha farklı bir aile yapısı, daha farklı bir çevre yapısı. Tabii ki çevremde çok fazla var kapalı tanıdığım. Daha doğrusu kapalıdan ziyade, böyle daha naif, daha kendi içinde yaşayan... Biz onlara göre daha rahatız. Daha rahat ifade edebiliyoruz duygularımızı. Bir şey söylemesi gerektiğinde o kadar çekingen ki, birini kırmamak için odasına kapanıp kendini üzüyor.


13032-haber2-11

Oyuncuların makyajları 15 dakika gibi kısa bir süre içerisin de yapılıyor.


Kendiniz takabiliyor musunuz başörtüsünü?
Başta başörtüsünü bağlarken çok zorlandım açıkçası. Çünkü herkesin farklı şekilleri var. Bazısı ifadeler barındırıyormuş içinde; arkadan bağlayınca bambaşka bir şey, önden bağlayınca bambaşka bir şey. Şükran’ı hiçbir yere koymak istemedik. Şükran sadece başörtüsü takan bir kız. Ne bir şey temsil ediyor, ne bir mesaj veriyor, ne de başka bir şey. O yüzden gerçekten kimsenin üzerine alınmayacağı ve karşı çıkmayacağı bir şey verelim dedik ama çok tepki geldi. Kimileri beğenmedi. Nihayetinde bunu bulduk ve ben bunu bağlamaya alıştım. Artık aynaya bakmadan bağlayabiliyorum. Şükran yıllardır karşılıksız sevdiği Bilal’i unutmak için başka biriyle evlenmeye kalkıyor. Sizce çivi çiviyi söker mi? Aslında sökmez. Geçen bölümde de “Kaçıyorum” dedi Şükran. Kaçmak istiyor. Feyza’yla Bilal’i görmekten kaçmak istiyor, kendini cezalandırıyor belki. Bilal onun üzülmesine üzülüyor diye de kaçmak istiyor. Aslında insan kendinden kaçamaz. Her şeyden, her yerden kaçarsın ama içinden kaçamazsın. Ben öyle bir durumda olsam, eğer aşkımla evlenme gibi bir durumum yoksa, mantığımla belki evlenmek isterim. Herkes önce kendini sevsin. Aşk çok ulvi bir şey ama insanın kendine duyduğu aşk her şeyden önemli. Herkes kendini düşünmeli.

Şükran dizinin başından beri aşk acısı çekiyor. Sizce hatayı nerede yapıyor?
Aslında hata yapmıyor. Aşık, seviyor. Hatta bir diyaloğu da vardı öyle “Gözümü açtım seni gördüm” diyor. Hata da yapmıyor. Bilal onu, kendisi kadar sevmediği için de suçlamıyor. Üzülüyor. Herkesin yaşaması gereken bir sürü acıyı yaşıyor şu anda. Aslında doğru yapıyor. Biri seni sevmiyorsa bu senin hatan değildir. Elbet yoluna girecektir, aşk acısı çekmek de iyi bir şey, güçlendirir insanı.

Peki bu kadar duygu yoğunluğu olan bir karakteri oynamak sizi yoruyor mu?
Yoruyor. Çok zor. Günlük hayatta konuşurken içine atarsın, elini saçlarına atarsın, bir şey yaparsın... Ee, başörtüsüyle bunu yapamıyorsun. Bu da zor. Takıyorsun ve dik durmak zorundasın. O yüzden sırf mimik. Hep duygusal. Gözümde kist olduğu için yaş da kullanamıyorum, ağlamak zorundayım. Eve gittiğimde sürekli gözlerim şiş oluyor.



Ortam

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Oğuzhan Koç’un İstanbul’daki ilk konserindeydik

0:00 Play

Cemal Hünal - Hafta Sonu Dergisi Çekimleri - Kamera Arkası

0:00 Play

Hepsi

Röportaj

Moda & Güzellik