Menu

Nükhet Duru: 'Artık pamuk gibiyim'

Nükhet Duru: 'Artık pamuk gibiyim'
Haber içeriği
« Geri Hepsi İleri »

Ömür SABUNCUOĞLU Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Fotoğraflar: Cengiz DİKBAŞ

Röportajımızı Nükhet Duru’nun Anadolu Hisarı’ndaki evinde gerçekleştirdik. Bahçe kapısından girer girmez, önce dışarıdaki köpekleri beni karşıladı. Eve girdiğimde ise, sevimli köpekleri ve kedileri ile tanıştım. Huzurlu ve sakin bir hayat kurmuş kendine Nükhet Duru. Biz röportajımızı yaptıktan birkaç gün sonra ne yazık ki, Nükhet Hanım, evinin merdivenlerinden düşerek ayağını kırdı. Kendisi ile konuşup, geçmiş olsun dileklerimi sundum ama bu satırlardan da acil şifalar dilemek istiyorum...

Nükhet Hanım, kaç yıl sonra albüm çıkardınız?
Arada iki tane single yaptım ama albüm yapmayalı tam dokuz sene oldu.

Dokuz yıl çok uzun bir süre.
Bazen böyle süreler gerekiyor. O geçiş döneminde herkesin zevkinin de, beğenilerinin de doymasını bekledik. Çünkü ben genel geçer kurallara göre albüm yapacak biri değilim. Özel yaşamımın içinde de değişiklikler oldu. Bir nadas dönemiydi diyelim. Biriktirdik, biriktirirken bazen de tembelleşiyor insan ve “Acaba mı?” oluyorsun. “Daha mı bir ara versem, yeniden nasıl başlayacağım?” gibi tembellikler oluyor. Ama tam o sıralar, Sezen Aksu ve oğlum devreye girdi; “Hadi kalk kalk yürü, çalışacaksın” dediler. Hatta oğlum, “Kendi kendine içine kapanıp, melankolik bir şekilde oturmanı istemiyorum” dedi.


13051-nukhet-duru-1

Nükhet Duru ile geçmişten geleceğe uzanan çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.


Artık Cem annesinin hayatına müdahale ediyor yani...
Sen ne diyorsun, ültimatomları var. Kıyafetlerim, her şey denetim altında. Ben de söylediklerini dinliyorum, hoşuma gidiyor. Onları söylemesi bile bana kafa yorduğu anlamına geliyor. Çok hoşuma gidiyor.

Kaç yaşında şimdi?
23 oldu.

Maşallah. Yıllar ne kadar hızlı geçiyor. İngiltere’deki okulu ne zaman bitiyor?
İnşallah yaz başı mezun oluyor. Sonra Türkiye’ye dönecek. İki bölüm birden okudu. Hem işletme hem uluslararası ilişkiler. Matematiksel bölümler yani. Edebiyat ve sanat yok. Cem, onların iyi bir seyircisi olur. Oğlum kafa adamı, kalp adamı değil.

Son zamanlarda kimse albüm çıkartmaya cesaret edemiyor. Herkes single çıkarıyor. Siz çok cesur bir adım attınız.
Üstelik albümümde 15 şarkı var. Ben bu kadar uzun bir ara verdikten sonra, zengin bir belge sunmayı kendime münasip gördüm. “Buna değerim” dedim. Bunu anlayanlar ve sevenler, bir belge olarak alıp saklarlar. Çünkü yakında plağı da çıkacak. Hakiki müzik dinlemek isteyenler buna kayıtsız kalamazlar. Zaten albüme şu kadar şarkı koyalım demedik, kendiliğinden oldu ve her şey zincirleme gerçekleşti. Mesela albümü hazırlamaya karar verdiğimizde Sıla’dan bir şarkı alalım diye hiç düşünmemiştik.


13051-nukhet-duru-2

“Sezen Aksu ve oğlum, ‘Hadi kalk kalk yürü, çalışacaksın’ dediler. Hatta oğlum, ‘Kendi kendine içine kapanıp, melankoLik bir şekilde oturmanı istemiyorum’ dedi”


Sıla ile yollarınız nasıl kesişti?
Beni ve Sezen’i çok seviyormuş. Bizler beslendiği insanlarız. “Sizleri görerek bu mesleğe özendik” dedi. Çok saygılı ve özel bir kız. Sezen de (Aksu) “Yap o zaman bir şarkı” dedi, Sıla da “Tamam” dedi ve çok matrak bir şarkı yaptı.

Peki Fatih Kısaparmak?
‘Bu Gece Beni Düşün’ şarkısını çok seviyordum ve söylemeyi çok istiyordum. “Bir sebebi olmalı” dedim ve albümüme koydum. Albümümde olduğu için artık sahnede de söyleyebiliyorum.

Bir de ‘Beni Affet’ şarkısı var. Şahane yorumlamışsınız.
Yıllar önce ‘Neredesin Firuze’ filminde o şarkıya aşık oldum. Sezen de, “Ben de aşığım o şarkıya” dedi. “Kalk okuyalım o zaman” dedik. Her şey zincirleme gelişti. Son kez stüdyoya gideceğim gün Sezen, “Stüdyoya gelme, işim var. Ben kayıttayım” dedi. “Kaçta geleyim?” dedim, “İşim bitince ben sana haber veririm” dedi. Akşam gittim, “Çalın bakalım dinlesin” dedi. Ben kendine yaptı zannettim. Şarkının adı ‘Sizli Bizli’... “Ay olay olmuş, şahane, bittim” dedim. “Senin!” dedi. Yani bu albüm hesapla kitapla değil, yaşayarak, imece usulü ve dostça yapılan kadın ağırlıklı bir albüm oldu. Stüdyo bölümü de çok keyifliydi.


Keşke o anları görüntüleseydiniz...
Yaaa, bundan sonrakine inşallah. Artık daha belge nitelikli çalışacağız (gülüyor). (Bu sırada Nükhet Duru’nun köpekleri Minik ve Belgin bize pek rahat vermiyorlar.)

Kaç köpeğiniz var Nükhet Hanım? Bahçede de gördüm.
Beş köpek, üç kedi var. Bir tanesi doğurdu, sonra Metin Arolat’ınki de doğurdu. Onlara aşık olunca, Metin, “Biri senin” dedi. Sonra, benim Julia ile Sezen’in Bulut’u evlendiler.

Çok özel bir yavru o zaman.
Onun altı kardeşi daha vardı. Yeni yuvaları oldu hepsinin. Ayrılamıyorum, elimde olsa hepsini tutacağım.

Evde kediler ve köpekler birbirleriyle nasıl anlaşıyorlar?
O kadar iyi ki araları, şaşırıyorum. Köpekler, benim evdeki üç kediye çok iyi davranıyor; öpüyorlar, seviyorlar. Ama dışarıda bir kedi gördüklerinde gözleri dönüyor ve çok kızıyorlar. “Bunlar bizim aileden” deyip, bozuk atmıyorlar sanırım.


13051-nukhet-duru-3

“Ben sevildiğimi bilemedim. Ailem tarafından korunduğumu bilemedim, ben kendi kendimi korudum. Tırnaklarını çıkarmış yavru kedi gibiydim. Her önüme geleni tırmalamaya hazırdım”


Şaşkınlık verici bir durum. Aile büyümeye devam edecek mi?
İyi huylu çocuklar, komşuları falan rahatsız etmiyorlar ama yürütmeye çıkarıyorsun, senden önce gidiyorlar. Tutmak zor. Onlar da çocuğum gibi, doğumlarını biliyorum. Büyüme evrelerini yaşamışız. Sekiz ay önce bir kedimi kaybettim. Bizim köpeklerle çok iyi ilişkisi vardı. Ama vahşi bir köpeğe yaklaşmış... Çok ağladım, çok.

Tekrar albüme dönmek istiyorum. Kliplere devam mı?
Birçok şarkıyı kliplendireceğim. Her birinin kendine ait hikayesi, mesajı ve müzikal üstünlüğü var. Mesela Mehmet Erdem’le okuduğumuz şarkıyı bir yaz beldesinde kliplendirmek istiyorum. Şehrazat’ın şarkısı var. Parayı bulup buluşturup, kliplendireceğiz (gülüyor).

Son klibinizde kendinizin, Ajda Pekkan’ın ve Sezen Aksu’nun fotoğraflarını kullandınız. Üçünüzü klipte canlı canlı görebilseydik keşke...
Ama o zaman anılardan bahsediliyor gibi olmazdı. Fakat o da olur, neden olmasın. İnşallah bir gün hep beraber seslendirdiğimiz bir şarkı olur, kliplendiririz.

Sizin döneminizdeki dostluklar çok samimi ve gerçek. Günümüzdekiler için bunu söylemek ne yazık ki çok güç.
Belki ileride onlar da olur, ümitli olmak lazım. Biz hep böyleydik.


Aranızda rekabet de varmış ama dostluğunuz bundan hiç zarar görmemiş.
Rekabet birbirinin ayağını kaydırmak değil, iyi iş yapmak üzerinedir. İyi bir iş yaptığımızda birbirimize haber verirdik; “Gel dinle” derdik. “Nasıl olmuş?” diye sorardık. Terbiye de başka bir şey Ömür. Tuhaf cümleler çıkmazdı bizim ağzımızdan.

Polemikler hiç olmazmış.
Olmazdı. Onlar bazı kişilerle moda oldu ve öyle devam etti. Bu bazı kişiler kendilerini bilirler. Mecralar da bunlara kucak açtı. Çok kanallı televizyona geçildi ve programların dolması gerekiyordu. Bunu da anlıyorum. Ama o çarka girmek ya da girmemek kişiyi bağlar.

Şu an sosyal medya da çok etkili. Twitter üzerinden büyük kavgalar yaşanıyor, açıklamalar yapılıyor...
Her şeyi olduğu gibi onu da yanlış kullanmaya başladık.

Peki sanatçılara bu kadar kolay ulaşılmalı mı sizce? Artık Twitter’dan yazmak yeterli.
Bence bu kadar kolay ulaşılmamalı. Benim de çok sayıda takipçim var ama ayda yılda bir, bir şeyler yazıyorum. Sadece ne olmuş, ne bitmiş diye bakıyorum. “Şimdi yatmaya gidiyorum, günaydın, kalktım. Kahvaltıda peynir ve vişne reçeli yedim” bunlar bana çok acayip geliyor. Haksız mıyım? Çok mu yalnızlar acaba diyorum? Ben de bir orduyla yaşamıyorum ama hiç kimseyle böyle bir şey paylaşmayı düşünmedim.


Basın danışmanları “Bizim mesleğimiz elimizden gitti” diyor. Sanatçı bir açıklama yapacaksa, kendi Twitter hesabından yazıyor.
O da onun takipçi kitlesiyle doğru orantılı olabilir. Birkaç kişinin çok takipçisi var; Cem Yılmaz gibi. Her şeyin bir ölçüsü ve kararı var. Havaalanına gidiyor, onu yazıyor. Kime ne?

‘NE KİMSEYLE DERDİM VAR, NE DE BENİMLE DERDİ OLANLARI BİLİRİM’

Bir de bazı ünlü isimler yer bildirimi yaptıktan sonra, magazin kameraları oraya gidip, o kişiyi görüntülüyor.
(Gülüyor) Bir zamanlar markete giderken bile haber verirlerdi. Böyle var olan birçok şöhret var. Yemeyip içmeden her hareketini paylaşarak, ünlü olanlar var. O da bir yol, kimseyi eleştirmiyorum. Ne kimseyle derdim var, ne de benimle derdi olanları bilirim. Ben kalp kırmamaya ve dikkatli olmaya çabalıyorum. Bir de yenilenerek işimi yapmaya çalışıyorum.

Biraz çocukluk yıllarınıza gitmek istiyorum. Doya doya yaşayabildiniz mi?
Hiç yaşayamadım. 11 yaşıma kadar çocuktum, sonra bir daha hiç çocuk olamadım. 11 yaşına kadar da problemli bir ailede büyüdüğüm için tedirgin bir çocukluk yaşadım. Ama bunları yaşadığım için çabuk büyüdüm ve ne istediğimi çabuk fark ettim. Anne-baba kolları altında kolay bir hayatım olsaydı, belki de bu kadar çabuk meslek sahibi olup, başarı elde edemeyebilirdim. Bu bir şans.


13051-nukhet-duru-4

“Farkındalığı ilk öğrenenlerdenim. Şimdi ‘farkındalık’ moda bir kelime oldu... Kimsenin kalbini kırmadan, kimsenin bir şeyine mani olmadan, set çekmeden, bir daha yüzüne bakamayacak kadar ağır bir söz sarf etmeden yaşamayı ilke edindim. Çünkü insan ancak bu şekilde huzurlu uyuyabiliyor”


Anne ve babanızın boşanması sizin çocukluğunuzu nasıl etkiledi? O dönemi nasıl atlattınız?
Atlatamadım (kahkahalar.) Birtakım duyguları saklama alışkanlığı o zaman başladı. Bir şey yokmuş gibi davranıyordum. Çok neşeli, çok yaramaz... Başka türlü bir çocuk gibi davranıyordum. Ama aslında içimdekiler onlar değildi. Çok geç atlattım.

Sizinki tam bir ayakta kalma hikayesi.
Böbürleniyormuş gibi olmayayım ama dayanıklı bir insan olduğumu biliyorum.

Tek çocuktunuz değil mi?
Evet, kardeşim yok.

Onun da etkisi olabilir mi?
Valla bilemiyorum. Tanrı sana, yaşamak zorunda olduğun hissini veriyor. Yaşamak için mücadele ediyorsun. O mücadeleye uyum sağladığımı biliyorum. Kardeşim olsa, belki onun da sorumluluğunu almak zorunda kalabilirdim. İyi ki tek çocukmuşum.


‘BABAM BANA HİÇ, BABAM OLDUĞUNU HİSSETTİRMEDİ’

Mahkemenin sizin velayetinizi anneniz yerine babanıza vermesi de çok ilginç.
Mahkeme annem çalışmadığı için velayeti babama vermişti ama ben sonra ne yapıp edip anneme kaçınca, babam iki sene sonra beni geri almak için tekrar mahkemeye müracaat etti. Kızılca kıyamet o zaman koptu. Babam, bana hiç babam olduğunu hissettirmedi ama şimdi rahmetli oldu ve kızacak hiçbir şeyimiz kalmadı. Sadece bıraktığı sızılar var.

Belki bu acılar yaşanmasaydı, sahnelerin kapıları size hiç açılmayacaktı.
Tabii. Benden bir ‘ben’ oluşması için bütün yaşadıklarımın geçmesi lazımmış. Başka bir bilince ulaşıp sonra yeniden kendimi bulmam bir 10 yılımı aldı. Farkındalığı ilk öğrenenlerdenim. Şimdi ‘farkındalık’ moda bir kelime oldu... Kimsenin kalbini kırmadan, kimsenin bir şeyine mani olmadan, set çekmeden, bir daha yüzüne bakamayacak kadar ağır bir söz sarfetmeden yaşamayı ilke edindim. Çünkü insan ancak bu şekilde huzurlu uyuyabiliyor.

RÖPORTAJIN DEVAMI HAFTA SONU DERGİSİ 2013/18 SAYISINDA...


Ortam

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Sevimli Tehlikeli oyuncularının Hafta Sonu çekimi

0:00 Play

Demet Akalın röportajı kamera arkası

0:00 Play

Hepsi

Röportaj

Moda & Güzellik