Menu

Hakan Peker: 'Müzik sektörü kötü durumda'

Hakan Peker: 'Müzik sektörü kötü durumda'

Dört yıllık aradan sonra ‘Hakan Peker 2011’ adlı albümünü çıkaran başarılı sanatçı, dobra dobra açıklamalar yaptı. Ajda Pekkan için söylediği sözlerin yanlış anlaşıldığını belirten Peker, müzik sektörünün çok kötüye gittiğini anlatırken, formda kalmasının sırlarını da bizimle paylaştı.

Uzun süren suskunluğunu Hafta Sonu Dergisi’ne bozan Hakan Peker’le samimi bir röportaj gerçekleştirdi. “Sanatçı yapımcılık yapıyor, bundan daha büyük bir sıkıntı olabilir mi?” diyen Peker, gelecekte POPSAV yöneticiliğini gençlere bırakıp, televizyon için dizi ve program yapmak istiyor...

Dört yıl gibi uzun bir aradan sonra yeniden albüm çıkardınız. Nasıl bir duygu içindesiniz? Heyecan mı, özlem mi ağır basıyor?
Özlem heyecanı getiriyor diyebilirim. Bir ara çok yorulmuştum. Çünkü 22 yıldır müzik dünyasındayım ve 14 albüm çıkardım. Sadece şarkıcılık değil prodüktörlük de yaptım. POPSAV başkanlığını yürütüyorum ve meslek birliklerinde de yönetici olarak çalıştım. Birden çok iş yaptığım için dört yıl ara verdim. Biraz dinlendim, özledim ve şimdi çok daha güzel bir albümle geri döndüm. Albümdeki ‘Karamela’ isimli şarkımız çok beğenildi ve radyolarda çok istek alıyor. Klibi de ona çekmeyi düşünüyorum. İnsanlar bu süreçte beni özlediği için işlere de pozitif bakıyorlar.

Özlemin ardında, insanların yeni isimlerden sıcaklık alamamaları mı yatıyor?
Bana göre herkes bir şahsiyet ve herkesin kendine özgü bir müziği var. Ama Hakan Peker müzikleri 1989’dan itibaren, yani ilk özel televizyonlar ve radyolar zamanından beri sevilerek dinleniyor. Birçok kuşağın beğendiği şarkılar yaptık. ‘Hey Corç’, ‘Amma Velakin’, ‘Köylü Güzeli’, ‘Karam’, ‘Salına Salına’, bu şarkıların hepsi de hit oldu. Şarkılarımla üç-dört kuşak büyüdü. Yani o zamanlar 17 yaşında olan biri, şimdi 37 yaşında ve çocukları var. Ne mutlu ki onların çocukları da beni dinliyor. Bu sosyolojik bir durum, gençlik her dönem yenileniyor ve ben de her zaman hit işler yaptığım için müziğim insanların ruhlarına dokunuyor ve onların nabzını tutuyor. Şarkılarım aşk ve tutku dolu. İnsanlar Hakan Peker müziklerini seviyor. ‘Ateşini Yolla Bana’, Beşiktaş tribünlerinde marş oldu ve ben Fenerbahçeliyim. Müzik böyle bir şey, nereye gideceğini bilemezsin. Önemli olan hayran kitlem ve yaptıklarım. Şarkılarımı beğeniyorlar ve önemli olan da bu.



Müzikseverler yeni albümde nasıl bir Hakan Peker dinleyecekler?
Albümün yeni olduğu anlaşılsın diye adını ‘Hakan Peker 2011’ koyduk. Ama ‘Karamela’ için de kapakta bir parantez açtık. Tarzımı yıllar içinde oluşturduğumdan yeni bir tarz arayışında değilim. Hakan Peker şarkıları vardır ve onlar sana ait olmuştur. Yeni albümümdeki parçaları dinleyen herkes “Bu şarkılar tam senin tarzın” dedi. Sözleri ben yazmasam da bestelerin yakışması çok önemliydi. Sound olarak yeni ama tarz olarak yine sıcak, Akdeniz kokan, enerjik ve aşk dolu bir Hakan Peker albümü oldu.

Şarkılarınızda öne çıkan tema aşk oluyor, aşk şarkılarını tercih etme sebebiniz nedir?
Bu başından beri böyle oldu. ‘Bir Efsane’ albümünden beri romantik Hakan Peker tarzı devam ediyor. Her şarkıcının bir tarzı vardır. Sanatçıların bazıları rock, bazıları pop yapar. Ben Türk pop müziğinde aşk şarkıları yapmaya karar verdim ve bu bana yakıştı. İnsanlar müziklerimi dinlerken bana aşık oldular, başkalarını yine benim müziklerimi dinlerken sevdiler. Mesaj kaygısı da gütmüyorum. Tek amacım insanları mutlu etmek ve günlük streslerinden kurtararak onları duygu alemlerine bir yolculuğa çıkarmak.

Albümde hareketli ve slow parçalar var. Dans kariyerinizi de düşünürsek, hangisini yorumlarken daha çok keyif alıyorsunuz?
Slow parçaların yakıştığı söyleniyor ve söylerken de keyif alıyorum. Ama hareketli şarkıların bendeki yeri farklı oluyor. Bunun altında yıllardır dans etmem yatıyor olabilir. Sahnede dans etmediğim, hareket etmediğim, elimi kolumu oynatmadığım zaman bir şeyleri eksik yapmışım gibi hissediyorum.

Albüme hazırlanırken nelere dikkat ettiniz? Nasıl bir süreç yaşadınız?
Valla ilk iki-üç sene hiçbir şey yapmadım, dinlendim. Yurt dışı konserlerim oldu ve televizyona çıkmadım. Sonra, Hatem Tutkus adlı aranjör bir arkadaşla tanıştım. Onunla birlikte albüm çalışmalarına ufaktan başladık. Başta benim bestelerimle hareket ediyorduk ancak sonrasında Pınar Uçarlar’la tanıştım ve onunla frekansımız tuttu. ‘Karamela’nın bestecisi kendisi. Albümdeki parçaların yedi tanesinin sözlerini Pınar yazdı. Burak Öksüzoğlu’ndan bir tane şarkı aldım. Adnan Fırat, ‘Hayat Sineması’ ve ‘Antika Aşk’ isimli parçalarını verdi. Yeğenim Barış Mert Peker albümün aranjörlüğünü, Seda Seber de tonmaisterliğini yaptı. Çok kompakt ve butik bir çalışma oldu. Yeni ve genç insanlarla çalışmayı, ortaya yeni şeyler çıkarmayı seviyorum. Müzik dünyasına yeni insanlar, yeni ruhlar kazandırmak çok güzel.

‘Hey Corç’ şarkısının bulunduğu albüm 450 bin satıp, rekora imza atmıştı. Şimdilerde bu rakamları yakalamak bazı sanatçılar için neredeyse hayal. Sizce bunun sebebi şarkıların kalitesinin düşmesi mi?
Sektör çok değişti. Seninle konuştuğumuz yıllar, 20 sene öncesi. O zamanlar kasetlerde bandrol yoktu ve biz bunun olması için uğraşıyorduk. Mesela ‘Karam’ albümüne kadar bütün albümlerim 500-600 bin sattı. ‘Hey Corç’ 450 bin, ‘Amma Velakin’ 500 bin, ‘Ateşini Yolla Bana’ 600 bin, ‘Best of’ 200 bin sattı. ‘Karam’ albümüm ise bir milyon kişi tarafından alındı. Türkiye’de milyon satan son albüm ‘Karam’dır. Sonrasında korsandı, dijital platformlardı derken satışlar düştü ve işler buraya kadar geldi. MÜYAP’ta baktım, yıllık albüm satışı Türkiye genelinde altı milyon. Bunun 300-400 binini geçen yıl Tarkan satmış. Benim amacım bu albümle 100 binin üzerinde bir satış rakamına ulaşmak. Ne yazık ki insanlarda müzik edinme duygusunu körelttik.



Albümün yaz aylarına denk gelmesi sebebiyle rekabet anlamında bir strateji belirlediniz mi? Çok albüm çıkacağı için soruyorum.
Çıkabilir, artık bu saatten sonra benim kalabalığa denk geliyorum gibi bir korkum olmamalı, onlar benden korkmalılar. “Biz çıkıyoruz ama Hakan Peker de albüm çıkarıyor” demeliler. Ayrıca benim gibi sanatçılar, başarılarını görmek adına herkesin albüm çıkardığı dönemde çıkartmalı ki rekabet anlamında piyasada iyi işler olsun. Kimse boşlukları beklememeli. Mesela ‘Amma Velakin’ albümümü Sezen Aksu’nun albümünü çıkaracağı dönemde çıkarmıştım. Sezen, bir önceki albümüyle 2.5 milyon satmıştı ve Unkapanı o dönem kaset çıkarmıyordu. Benim başarımın ölçütü bir başkasının başarısı ya da başarısızlığı olamaz. Beğenen alır beğenmeyen almaz, böyle kaygılarımız olmamalı. Doksanlı yıllara damgasını vuran şarkıcıların parçaları, üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala keyifle dinleniyor. O yıllardan bu zamana kalıcı olmayı başarmış bir isim olarak, bu işin sırrı nedir? O günleri şimdiki bakış açımız üzerinden değerlendirirsek yanılmış oluruz. Baktığın zaman 90’lı yıllardaki gençlik çok enerjik ve heyecanlıydı, yeniliklere açıktı. Ama kendi yaşına uygun dinleyebileceği kadın ve erkek sanatçı sayısı yok denecek kadar azdı. Bizim müzik kuşağımız onların müzik zevklerine hitap etti ve çok sevilen sanatçılar olduk. Tek kanallı TRT yılları ve sıkı denetim, müzik sektörü için bir patlamanın habercisi gibiydi. Biz de bu patlamanın başına denk geldik. İnsanlar müzikle ilgileniyordu, klipler üzerine günlerce konuşuluyor, herkes bir klipte oynamak istiyordu. Yıllık satış 200 milyon civarındaydı, şimdi altı milyon CD satışından bahsediyoruz.

Gerçekten satışlar arasında büyük bir uçurum var.
Müzik türleri de tek tipti. Yapımcılar rock müziğe destek vermiyordu, ilgilenmiyorlardı. Ben 1993 yılında Özlem Tekin’i alıp ona ‘Aşk Her Şeyi Affeder mi?’ adlı rock albümünü yaptım. Özlem’i Şebnem Ferah ve Teoman takip etti. O dönem her şey çok daha farklıydı. Şimdi her şey yerli yerine oturuyor. Yapımcılar alternatif müziğe yatırım yapmak konusunda daha istekli ve hevesli, kulvarlar ayrıldı, yavaş yavaş tarzlar belli olmaya başladı.

Müzik piyasasına baktığınızda gelinen aşamayı nasıl görüyorsunuz?
Bireysel anlamda ve şarkı sözü olarak genç yetenekler artmaya başladı. İyi şarkılar yapılıyor, iyi klipler çekiliyor. Ama müzik sektörü olarak çok kötü durumdayız. “Bundan daha kötü durumda olur muyuz?” diye sorarsan daha kötüsü yok derim. Çünkü bugün Türkiye’de sanatçıların yüzde sekseni albümlerinin prodüktörlüklerini kendileri yapıyor. Bu da bize, müzik sektöründeki yapımcı faktörünün tamamen yok olduğunu gösteriyor. Artık sanatçı yapımcı olmuş. Oysa ki bu sektörden para kazanmamız ve kalkınmamız için prodüktörün para kazanması gerekiyor. Sanatçıların kendi ceplerinden para koyarak film çektikleri bir Hollywood düşünebiliyor musun? Bu durumun düzelmesi için, cezaların daha sıkı bir şekilde uygulanması gerekiyor.

RÖPORTAJIN DEVAMI HAFTA SONU DERGİSİNDE
Erdinç YAPAN


Ortam

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Sevimli Tehlikeli oyuncularının Hafta Sonu çekimi

0:00 Play

Demet Akalın röportajı kamera arkası

0:00 Play

Hepsi

Röportaj

Moda & Güzellik