Menu

‘İşimi şansa bırakmam’

‘İşimi şansa bırakmam’

Yağmur Tanrısevsin, ‘Güneşi Beklerken’ dizisinde canlandırdığı Melis karakteriyle bizleri etkilemeyi ve geniş bir kitle edinmeyi başardı. Tanrısevsin ile dizi setinden oyuncu olmaya karar verme hikayesine kadar birçok konuda uzun uzun sohbet ettik

Çağnur ÖZTÜRK
Fotoğraflar: Melis BÜRSİN
Styling: Tuğçe YÜZBAŞIOĞLU & Eda MUTUŞ
Lighting Expert: Muammer ACAR


Yağmur Tanrısevsin’i ‘Adını Feriha Koydum’ dizisiyle tanıdık. Genç ve güzel oyuncu başarı grafiğini Kanal D’nin ‘Güneşi Beklerken’ dizisindeki Melis karakteriyle yükseltti. Tanrısevsin’in adını bundan sonra da birçok projede duyacağımız ve konuşacağımız kesin…

İlk olarak ‘Güneşi Beklerken’ ile başlayalım, seti ben de ziyaret ettim, gerçekten de bahsedilen gibiymiş herkes dost, hoş sohbet… Siz neler hissediyorsunuz bu sette olmaktan dolayı?

Öncelikle şunu söylemeliyim; ailenizden çok, sette birlikte çalıştığınız insanları görüyorsunuz. Bu yüzden set ortamı, iş arkadaşlarınız sizin için çok önemli oluyor. Bizim setimizde herkes birbiriyle çok iyi anlaşıyor. O kadar çok alıştık ki birbirimize, haftada bir gün repo oluyor, yani bir gün tatil… O gün bile toplanıp birlikte vakit geçiriyoruz. Eğlenceli geçiyor çekimlerimiz, o yüzden çalışmaktan çok keyif alıyoruz.

‘Güneşi Beklerken’i izleyici için farklı kılan ne sizce?

Bence, sıcak ve samimi olması baş sebeplerden biri… Setteki enerjimizi seyirciye aktarabiliyoruz. Yaşatmaya çalıştığımız hikaye yaşamımıza uzak değil, seyircilerin izlerken kendinden bir şeyler bulabildiği bir hikaye. Herkes keyif alarak çalıştığı için ortaya güzel bir iş cıkıyor. Yaptığımız işin ilgi görmesi ve beğenilmesi bizi çok mutlu ediyor.

yagmurtanrisevsin20140731-2

Melis karakteri çok beklenmedik tepkiler verebiliyor. Örneğin babasının evlenmesine de tepki gösterir diye düşünüyoruz ama vermiyor. Ya da bir yalan söylüyor, bunun vicdan azabını yaşıyor ama doğruyu da açıklamıyor. Böyle bir karakteri canlandırmak nasıl?

Gençlik demek kararsızlık demek, zaman zaman anlaşılmaz olmak demek… Melis genç bir kız ve yaşadığı sorunların uzantısında tutarsız tepkiler verebiliyor, zor dönemlerden geçiyor, oldukça normal.

Melis’i izlerken de çözmek zor gerçekten. Aksel’e aşık mı sizce, yoksa hala Kerem’e karşı bir şeyler hissediyor mu?

Melis kolay bir kız değil, duyguları sürekli değişiyor. Aksel’e yaptıklarından dolayı pişmanlık duyuyor ve onu kaybettiğini hissedince değerini anlamaya başlıyor. Hayatta başımıza hep aynısı gelmez mi zaten? Kaybedince değer biliriz. Ne desek boş. Melis hissedecek, ben o duyguları yaşayacağım, seyirci seyredecek ve beraberce neler olacağını göreceğiz.

Melis’in yaşadığı blumia hastalığı vardı, bunun için altı kilo verdiğiniz doğru muydu?

Evet. Blumia hastalığının Melis üzerinde inandırıcı olmasını istedim. Günlük diyet yemekleri gönderen bir şirketle anlaştım, bir süre diyet uyguladım, sonrasında yediklerime dikkat ederek sağlıklı bir şekilde altı kilo verdim.

Peki Melis ile Zeynep gerçek iki kız kardeş gibi olurlar mı bir gün, ne dersiniz? İkisinin ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başlangıçta hepinizin bildiği gibi Zeynep ve Melis iyi anlaşıyorlardı. Melis, Zeynep’i kabullenmeye başlamıştı. Kerem ile birlikte olduklarını ve aldatıldığını öğrendiği anda aralarındaki ilişki elbette zedelendi ve değişti. İlerleyen bölümlerde neler olacak, senaristlerimize sormak lazım…

‘İSTANBUL BENİ ÖZGÜRLEŞTİRDİ’

yagmurtanrisevsin20140731-3

Oyuncu olmakla ilgili ilk ne zaman hayal kurmaya başladınız, çocukken de oyuncu olmayı düşler miydiniz? Ve bu yolda neler yaptınız?

İlkokul üçüncü sınıfta başrolde oynadığım bir oyun vardı, yıl sonunda sergilendiğinde çok tebrik almıştım. “Bu kadar insan şu an beni izliyor ve beğeniyorsa ben bu işte başarılı olurum” diye düşünmüştüm ve sonra oyunculuk hayalleri kurmaya başladım. Mersin’de yaşıyordum ve şehrin olanakları benim hayallerim için oldukça sınırlıydı. İstanbul’da yapmak istediklerinizle ilgili o kadar çok seçeneğiniz var ki. Buraya yerleşmek oyunculuk acısından beni özgürleştirdi. Üniversite için İstanbul’a geldiğim ilk yıl, okulla birlikte oyunculuk için en iyi nerelerde eğitim alabilirim, nasıl bir çalışma ortamı yaratırım, ne gibi eksiklerim var, bunları araştırıp keşfetmekle geçti. Sonra eğitimlere başladım, ajansa kayıt oldum ve ilk işime başladım. Tabii ki birçok eksiğim vardı ama kendini geliştirmenin en güzel yolu sette çalışmakmış, bunu anladım. Zamanla yaptığım hataların farkına vardım ve bir sonraki işim için daha çok çalıştım. Bu, benim için böyle bir zincir olarak devam edecek…

Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü’nde öğrenciliğiniz devam ediyor. Neden seramik okumaya karar verdiniz? Sergi açmak gibi fikirleriniz var mı ileride?

Evet, şu an dördüncü sınıf öğrencisiyim. Çekimlerin yoğunluğu nedeniyle yeteri kadar derslerime ağırlık veremedim ama fırsatım olduğunda atölyeye gidip serbest bir şekilde çalışabiliyorum ve bu beni çok dinlendiriyor. Seramik bölümünde, kişinin tek bir alanda sınırlı tutulmaması ve farklı eser ortaya koyabiliyor olabilmesi beni cezbetti; bu yüzden bu branşı tercih ettim. Hayal gücünüzü kullanarak üç boyutlu bir eser ortaya çıkarabilmek gerçekten gurur verici bir duygu. Yakın zamanda sergi açmak gibi bir fikrim yok. Oyunculuğa yoğunlaşmış durumdayım. Şu an sadece yakın çevreme hediye etmek için bazı çalışmalar yapıyorum. Ama sosyal sorumluluk projesi kapsamında, seramik ve heykel çalışması yapabilmeyi çok arzu ediyorum.

Peki İstanbul’a ilk geldiğinizde ne hissetmiştiniz? Gözünüzü korkutmuş muydu?

İstanbul’dan kim korkmaz ki? İlk geldiğimde tanıdığım kimse yoktu, her şeye sıfırdan başlıyordum. Kendimi çok yalnız hissetmiştim ama uyumlu bir yapım olduğu için adapte olma konusunda hiç zorlanmadım. Huzurlu ve mutlu yaşayabiliyorum bu şehirde…

Şu an Mersin’i özlüyor musunuz?

Tabii ki özlüyorum ama daha çok ailemi özlüyorum; hepsi Mersin’de yaşıyorlar. Bu ara yoğun çalıştığım için yanlarına gidemiyorum, bu yüzden onlar beni görmek için geliyorlar.

ŞANSA İNANIYORUM’

İlk diziniz ‘Adını Feriha Koydum’ da çok başarılıydı, şimdi ‘Güneşi Beklerken’ de başarılı. Kendinizi genelde şanslı bulur musunuz, ya da şansa inanır mısınız?

Şansa inanıyorum evet çünkü attığınız birçok adımda o kadar çok rakibiniz var ki onların içinden seçilmek ya da karaktere uygun olmanız bir şans. Şansın başarıyla birlikte geldiğini düşünüyorum, elinizden gelen her şeyi yaptıktan sonra şansa bırakmak gerekiyor. Eğer çabalayıp sonucunu alamazsam şanssız olduğumu düşünürüm, ama attığım diğer adımda şans yine beni bulacaktır, bundan eminim. Oturduğunuz yerden şansı beklerseniz sizi bulma ihtimali çok zor. Kısaca şanslı olduğuma inanırım ama hiçbir zaman işimi şansa bırakmam…

RÖPORTAJIN DEVAMI HAFTA SONU DERGİSİ 31/2014 SAYISINDA...  


Ortam

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Sevimli Tehlikeli oyuncularının Hafta Sonu çekimi

0:00 Play

Demet Akalın röportajı kamera arkası

0:00 Play

Hepsi

Röportaj

Moda & Güzellik