Menu

Yaşar ‘Artık daha az hüzünlüyüm!’

Yaşar ‘Artık daha az hüzünlüyüm!’

Geçtiğimiz haziran ayında Merve Oğuz’la evlenen ve ikinci şiir kitabına hazırlanan Yaşar’la müziği, besteleri, Eurovision’u ve hüznünü azaltan evliliğini konuştuk.

HÜZNÜ SEVEN ESKİ YAŞAR ARTIK YOK. GÖZLERİNİN İÇİ HEP GÜLÜMSER GİBİ... Üstelik yazı geride bıraktığımız, karamsar eylülü yaşarken. Bu yüzden de eski yazlardan başlıyoruz sohbetimize...

Bir yaz daha gelip geçti ve Yaşar o eski yazlara hâlâ özlem duyuyor mu?
Özlem var elbette. Çünkü yazları yaz gibi yaşadığımız dönemlerdi onlar. Şimdi yazın ne zaman gelip geçtiğini bile anlamıyorum. Hani ‘Baharı Görmeden Yaz Geldi Geçti’ diye bir şarkı vardır ya, onun gibi. Bakın, yaz gelip geçti, ben hiçbir şey anlamadım. Arkadaşlarımla birlikte gitar çalıp şarkılar söylediğimiz o yazlar, gerçekten de rüya gibiydi.

Gitar, kumsalda yakılan ateşler, romantizmin dorukları... Gitar çalıp şarkı söyleyen Yaşar, o yıllarda okulda en popüler erkekti mutlaka...
O zaman gitar çalıp şarkı söylerdik, ne güzeldi. 80’lerde dediğiniz doğruydu. Ama günümüzde müzikler de enstrümanla değil, bilgisayarla yapılmaya başlandı. Bilemiyorum, hâlâ gitarcılar mı popülerdir okullarında? Belki de artık bilgisayarcılar popüler olmuştur (gülüyor).

İlk paranı gitarınla kazandın, değil mi?
Aldığım ilk para, çok küçük bir meblağ olmuştu. Sembolik bir şeydi. Gitarın teli filan koparsa onu alabilecek kadar bir şeydi işte. İki yıl sonra Kaan Öztürk’le ikili oluşturup öğrenci barlarında çalmaya başladık.


Nerelerde çalıştınız?
Mesela, Moda’da bir barda çaldık. O zaman harçlığımızı çıkarıyorduk. Öğrencilikte evden para istenir ya, biz istemiyorduk, o derece kazanıyorduk yani (gülüyor). Bu da güzel bir şey. İnsanın kendine güveni geliyor, gelişiyor.

‘Divane’ adlı ilk albüm o dönemin izlerini, aşklarını, anılarını yansıtmıştı.
Uzun yıllar öncesiydi, şimdi düşününce çok eskide kalmış gibi geliyor. Önce başkalarının şarkılarını yorumladım, sonra aşık olunca kendi şarkılarımı söylemeye başladım. Bob Dylan’ın bir sözü var, “30 saniyelik bir şarkı yazdım, tam bir buçuk yılımı aldı” diye. Bunu özellikle söylüyorum ki, aşkın kapsamını da çok daraltmamak gerekir. Aşk büyük bir emektir çünkü.

Duyguların şarkı olabilmesi için Yaşar’a hüzün mü gerekiyordu, neşe mi?
Elbette hüzün. “Hüzün ki en çok yakışandır bize” demiş şair.

Şiir de Yaşar’ın hayatı aslında...
Benim için her şey şiirle başladı. Müzisyenlik, şarkıcılık, hepsi sonradan geldi. Önce şiir okudum, sonra yazmaya başladım. “Kuzguna yavrusu güzel görünürmüş” tarzında şiirlerimi usta şairlere götürmedim, okutmadım.

Şiir başka, şarkı sözü başkadır. Şiirden şarkı sözü yazarlığına geçiş nasıl oldu?
Ben şiirlerimi pek kimselerle paylaşmayı sevmezdim. Sonra bir gün o şiirlerin içinde gizlenmiş melodileri duymaya başladım. “Acaba bu şiirlerdeki melodileri başkaları da duyuyor mu?” sorusunu sormaya başladım kendime. Başkaları duymayınca, ben duyduklarımı açığa çıkarmak istedim. Şarkı sözü yazarlığı böyle başladı.

Madem konu açıldı, soralım o zaman. Ülkemizde en sevilen aşk şarkılarına imzasını atan Yaşar, bize bu şarkıların nasıl ortaya çıktığını anlatabilir mi?
Doğrusu zor bir soru bu. Çünkü buna ben de cevap vermekte zorlanıyorum. Aslında bu tek bir şeye bağlı değil bana göre. Sanırım beni şiir ve edebiyat etkiliyor, tetikliyor. Şarkı sözlerinin de şiirsel olmasına dikkat ediyorum.


Aşk olmadan, sevgili olmadan şarkı olur mu, şarkı sözü yazılabilir mi?
Olabilir elbette. Başkasına ait olan aşkları taklit edebilirsiniz. Genelde kamera önüne geçen ya da sahneye çıkan bir oyuncu da bunu yapar. Mesela ben, tıkanıklık hissettiğim zaman, hemen Cemal Süreya, Edip Cansever okuyorum. Çok iyi geliyor.

Şarkılarını yaparken önce söz mü yoksa beste mi geliyor?
Bende söz olmadan beste zor çıkıyor. Şarkıyı tamamlamam için söze ihtiyaç duyuyorum. Sözle birlikte de melodi geliyor ardından.

2003 yılında ‘Yalnızlık Dört Bin Perde’ adlı bir şiir kitabı yayınlamıştın. Sanırım ikincisi geliyor...
Evet, sekiz yıl sonra ikinci şiir kitabım da geliyor. Bunu kendi kariyerim açısından bir adım olarak değerlendiriyorum.

Oyunculuğu düşünüyor musun?
Birkaç yapımda ufak tefek rollerde oynadım. Ama beni ilgilendiren mutfak kısmı. Belki bir gün senaryo yazabilirim.

Şayet bir sinema filmi teklif edilse...
Öyle bir teklif gelse, daha önce de söylediğim gibi Cem Yılmaz filminde oynamak isterim. Yaptığı işleri çok sevdiğim için kamera önüne geçebilirim.

Yaşar’ın ailesine çok bağlı olduğunu biliyoruz.
Çok çekirdek bir aileyiz. Babamızı çok erken yaşta kaybettik. Annem ve kız kardeşim her zaman yüreğimdedir.

Yıllar önce Adana’dan çıkıp İstanbul’a gelirken, onları ardında bırakmak ne zor gelmiştir kimbilir!
Elbette zordu onlardan ayrılmak. Ama üçümüz de bunun uzun bir ayrılık olmayacağını biliyorduk. Bir yıl sonra kız kardeşim, sonra da annem geldi zaten.

Yaşar’ın bir özelliği de sık sık ev taşıması...
(Gülüyor) Ben Cemal Süreya hayranıyım. Onun hayatını okuduğumda 26 yıl içinde 24 ev değiştirdiğini öğrendim. İstanbul içinde yaşanan bir göçebelik bu. Ben de 22 yılda 18 ev değiştirdim. Cemal Süreya’ya yaklaştım.

RÖPORTAJIN DEVAMI HAFTA SONU DERGİSİNDE...
Yüksel ŞENGÜL



Benzer Öğeler (etikete göre)

Ortam

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Sevimli Tehlikeli oyuncularının Hafta Sonu çekimi

0:00 Play

Demet Akalın röportajı kamera arkası

0:00 Play

Hepsi

Röportaj

Moda & Güzellik