Menu

‘Bu başarı için bütün hayatımı sanatçılara adadım’

‘Bu başarı için bütün hayatımı sanatçılara adadım’

Doğan Müzik Company (DMC), 2000 yılından beri Samsun Demir tarafından yönetilen bir müzik şirketi.

Ancak bünyesinde Tarkan, Nazan Öncel, Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Sibel Can gibi Türkiye’nin en büyük starlarını toplayınca, Samsun Demir de ülkemizin en büyük kültür damarlarından birini yöneten kişi olarak karşımıza çıkıyor. Şu anda 35 farklı şirketle farklı prodüksiyonlara imza atan yapımcının, son büyük transferi ise Demet Akalın oldu. İşte Demir ile sanatçıları ve müziğe dair bomba gibi bir röportaj

Arzu ÇAĞLAN

Sevgili Samsun Demir ile röportaj yapabilmek, Tarkan’la röportaj yapmaktan daha zor sevgili Hafta Sonu okurları! Ortada bir naz, bir kapris yok ama Samsun Hoca o kadar yoğun ki, onu ancak yine çalışırken yakalayabildim. Erenköy Divan Pub’ta, bir pazar günü buluştuğumuzda, kafenin müdavimleri açmış gazetelerini okuyor, keyifle kahvelerini içiyorlardı. Oysa Samsun Hoca, gece Sibel Can’ın konserine gitmiş, sabah uyanır uyanmaz buraya gelmişti. Biz konuşurken, ‘Gül Rengi’ şarkısının bestecisi Süleyman geldi, onu beklemek için bir masaya oturdu. Biraz sonra Funda Arar ve klip yönetmeni Murat Küçük klip toplantısı için geldiler, onlar başka bir masaya oturdular. O sırada sürekli çalan telefondan başka isimlerin de yolda olduğunu anladım. İşte, müzik dünyamızın en dev isimlerinin yapımcısı, sırdaşı ve kader yoldaşı Samsun Demir ile müzik ve hayat üstüne yaptığımız, oldukça cesur röportajımız…

  Hocam seni tanımayanlar için biraz senin geçmişine gitmek istiyorum: 80’li yılların sonu, ben gazetecilik okuyorum. Sen Hukuk Fakültesi’nde asistansın, bizim sınavlara geliyorsun. İncecik, takım elbiseli, ciddi, tam hukuk profesörü olacak bir adam. O zaman deseler ki “Samsun, Türkiye müziğini yönetecek adam olacak” ben bile inanmazdım.

Evet, en az 30 kilo eksiktim (kahkahalar). O yıllarda bile şov dünyasına karşı hep ilgili olduğumu hatırlıyorum. Bu insanlarla tanışmak, görüşmek, birlikte olmaktan mutluluk duyuyordum. Meğer bu bir sinyalmiş. Her akademisyenin böyle bir sosyal çevresi yoktu ama ben gidip onlarla tanışıyordum.

İlk tanıştığın ünlü kimdi?

Sezen Aksu. Ben en tepeden başladım! O yıllarda üniversitede rektör Cemi Demiroğlu’ydu. Biz de onun ekibindeydik. Sezen Hanım’ın bir sağlık sorunu olmuştu, yardımcı oldum ve tanıştık. Süheyl-Behzat Uygur, Fatih Aksoy... Onlarla tanışınca da herkesle tanıştım. Fatih, o tarihlerde ‘Laf Lafı Açıyor’, ‘Şahane Pazar’ gibi programları yapıyordu.

Sen 2000 yılında bir rock albümü de yaptın.

Kendime özgün, resitatif okuyordum. Şarkı söyleyecek sesim yoktu ama şiirle şarkı arası bir şey söylüyordum. Başka isimler de benim bestelerimi söylüyordu.

O yıllarda bile bir proje albümü yapmışsın!

Evet, doğru. Benim albüm, Enbe Orkestrası’nın şimdi yaptığının ilkeliydi. Işın Karaca vardı mesela; ben şiir gibi okuyordum, o şarkı söylüyordu. Cihan Okan vardı. Garage Band gibi o dönemde Beyoğlu’nu sallayan bir grup vardı ama diğer isimler ise amatör olarak şarkı söyleyen isimlerdi. Söz, müzik, aranje, hepsi bana aitti. Zaten ait olmak zorundaydı çünkü başka türlü albüm çıkaracak param yoktu.

O albümden kazandığın deneyim nedir?

Günlerimi stüdyoda geçirdim ve insanların davranış biçimlerini gördüm. Hem de kimlerin stüdyosunda geçirdim biliyor musun; biri Nazan Öncel, diğeri de Derya Köroğlu. O dönem onlara çok hayrandım, tanışıp, dost olmuştum. Şimdi Yeni Türkü’nün ve Nazan Öncel edisyonunu biz temsil ediyoruz, geldi yollarımız burada kesişti, işte hayat! O stüdyoda sanatçıların davranış biçimlerini, bedensel dillerini ve nasıl iletişim kurduklarını gördüm. Çünkü siz kendi albümünüzü yaparken her şeyi maskesiz görüyorsunuz. Bu işe tepeden inme inseydim belki algılayamazdım, benim için çok iyi bir deneyim oldu.

Stüdyo aşamasında bir yapımcının en çok dikkat etmesi gereken nedir?

Çalışma süresince motivasyonu düşürmemek. Bir futbol maçı gibi düşün, 90 dakika aynı olmalı. Sanatçıya sürekli full motivasyon yaparsan bir albümde ancak her şarkı güzel oluyor. 90 dakika bitene kadar herkes o albüme tüm yeteneğini koyacak. Bu zor. Bir de sanatçılar kırılgan insanlar. Bir yanlış söz, bir dedikodu, bir yanlış bakıştan bile hemen düşen insanlar. Çok dikkat etmek lazım.

Dışarıdan bakınca ben seni Oz Büyücüsü’ne benzetiyorum; hepsinin iyi, kötü yanları var ama bu kocaman egoları idare ediyorsun.

Problem şurada; idare ediyorsun gibi değil ama onların yaşantısının bir bölümüne eşlik ediyorsun. Onların hayatları ile ilgili bir dönemlerinde, onların partneri (eşi) oluyorsun. Eğer o dönemde onlar başarılı olursa, sen de başarılı ve kader arkadaşı oluyorsun. Ama başarısız olursa, artık seninle yürümek istemiyor! Yani, konum olarak benim en büyük zorluğum şu; birlikte çalıştığım insanların hep başarılı olmasını sağlamalıyım. Bu benim için büyük bir stres kaynağı. Ben bu başarı için, bütün hayatımı onlara adıyorum.

Bir sürü parametre var başarı için.

Beni bir teknik direktör gibi düşün, sahaya çıkıp oynayacak da onlar. Ben de önemli miyim, önemliyim ama sonuçta çıkıp kendisi şarkısını söylüyor, klibini çekiyor ve özel hayatını kendisi dizayn ediyor. Ve ona göre de sonuçlarını topluyor. Dışarıdan gözüktüğü gibi idare etme olsa mümkün değil, böyle bir idare eden dünyada yok, mümkün değil! Benim farkım ne? Ben, onların olduğu yerden daha fazlasını görebiliyorum. İnsanlar kendi işlerini yaparken detayları pek görmüyor çünkü.

Bir de ünlülerin etrafı şakşakçılarla dolu.

Sanatçılar da şakşakçılar yüzünden bir süre sonra gerçekleri göremiyor zaten. Bir sürü insan sizi alkışlıyor, yolda imza istiyor. Normal, herkes gerçeklik duygusunu kaybedebilir. Birinin dışarıda durup, olaya bakması lazım. Yukarıdan bakarsanız, ileride trafik olduğunu görebilirsiniz. İBB programı diyor ya; o yola girme, yoğun. Bizim yaptığımız iş bu aslında, İBB gibiyiz.

‘STRES YÜZÜNDEN BİRKAÇ KEZ YÜZ FELCİ GEÇİRDİM’

“Beni her gün 40 kişi albüm yap diye arıyor” demişsiniz. Gerçekten öyle mi?

Telefonumu şarj ediyorum ya, akşama kadar hiç konuşmasam bile şarj bitiyor. Numarayı bulup arıyorlar. Telefon sürekli çalıyor. O sırada beni tanıyan biri arıyor mesela, numara meşgul ya; “Biri ile konuşuyordun ama sonra bana geri dönmedin” diye o da kızıyor. O nedenle kendime plan yaparken her saatimi tek tek planlıyorum. Mesela kapanana kadar buradayım bugün. Cumartesi ve pazar çok yoğun çalışıyorum ama cuma dinleniyorum.

En büyük kaçamağın nedir?

En büyük kaçamak uyku. Bana diyorlar ki; adam gündüz işte, sabah beş olmuş hala Twitter’da. Çalışırken çok az uyurum. Ama her cuma günü mutlaka 15 saat uyuyorum. Bunu yapmazsam yıkılıyorum. Zaten dinlenmezsen bağışıklık sistemin çöküyor. Stres yüzünden birkaç kez yüz felci geçirdim, solunum yollarımda bir hastalık çıktı, nefes alamadım. Sağlık çok önemli. Bu sektörde sağlıklı kalma ihtimalin yok. Raks’tan girelim; beş yılda bitti. Prestij üç yılda çözülmüş. Universal, Uzanlar çözülmüş. Çünkü müzik dünyasında muhteşem bir sinir harbi var. Bir sürü ego, bir sürü fikir, sürekli çatışıyor. Şu anda benim 14’üncü yılım. İşte beş-altı daha yıl gidip, sonra bırakacağım.

RÖPORTAJIN DEVAMI HAFTA SONU DERGİSİ 18/2015 SAYISINDA...

20130721005


Ortam

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Sevimli Tehlikeli oyuncularının Hafta Sonu çekimi

0:00 Play

Demet Akalın röportajı kamera arkası

0:00 Play

Hepsi

Röportaj

Moda & Güzellik